İşletmeler Neden İflas Eder? Borca Batıklık Nasıl Tespit Edilir?

İşletmeler Neden İflas Eder? Borca Batıklık Nasıl Tespit Edilir?

Bilanço ve nakit akışı verileri üzerinden borca batıklık riskini değerlendiren işletme yöneticileri
27 Ekim 2026 Genel
İşletmeler Neden İflas Eder? Borca Batıklık Nasıl Tespit Edilir?
Mindback Tarih 27 Ekim 2026

Bir işletmenin yüksek ciro yapması, düzenli fatura kesmesi, bilançosunda önemli tutarda varlık bulundurması veya dönem sonunda kâr açıklaması, o işletmenin finansal açıdan sağlıklı olduğu anlamına gelmez.

Hatta bazı işletmeler, en yüksek satış rakamlarına ulaştıkları dönemlerde ciddi finansal sorunlarla karşılaşabilirler.

Çünkü satış yapmak başka, kâr etmek başka, tahsilat yapmak ve ödeme gücünü korumak çok daha başka bir konudur.

Bir işletmenin faaliyetlerini sürdürebilmesi yalnızca gelir elde etmesine değil, elde ettiği geliri tahsil edebilmesine, maliyetlerini doğru hesaplamasına, borçlarını yönetebilmesine ve öz kaynaklarını koruyabilmesine bağlıdır.

Özellikle ekonomik belirsizliklerin, finansman maliyetlerinin ve tahsilat sürelerinin arttığı dönemlerde, işletmelerin mali yapılarında meydana gelen bozulmalar çok daha hızlı sonuçlar doğurabilmektedir.

Peki, bir şirketin gerçekten batmak üzere olduğunu nasıl anlarız? Ödeme güçlüğü ile borca batıklık aynı şey midir? Şirket zarar ettiğinde iflas etmek zorunda mıdır?

Bu soruların cevaplarını hem finansal yönetim hem de Türk Ticaret Kanunu hükümleri çerçevesinde değerlendirelim.

1. İşletmeler neden iflas eder?

İşletmelerin finansal başarısızlıkları genellikle tek bir nedenle ortaya çıkmaz. Çoğu zaman yıllar içerisinde biriken yönetimsel hatalar, yanlış finansman kararları, tahsilat sorunları ve maliyet artışları birlikte etkili olur.

Kâr etmek ile nakit üretmek aynı şey değildir

Bir şirketin gelir tablosunda 5 milyon TL dönem kârı bulunabilir. Ancak aynı şirketin müşterilerinden tahsil edemediği 20 milyon TL alacağı ve kısa sürede ödemesi gereken 15 milyon TL borcu da olabilir.

Muhasebe açısından satış gerçekleşmiş, gelir kaydedilmiş ve kâr oluşmuştur. Fakat henüz tahsil edilmeyen satışlar, şirketin banka hesabına para girdiği anlamına gelmez.

Bu nedenle bir işletme kârlı olmasına rağmen vadesi gelen borçlarını ödeyemeyebilir.

Kârlılık işletmenin ekonomik performansını, nakit akışı ise ödeme kabiliyetini gösterir. Sağlıklı bir finansal yapı için her ikisinin de birlikte değerlendirilmesi gerekir.

Yanlış fiyatlandırma ve maliyet hesabı

İşletmelerin önemli bir bölümü ürün veya hizmet maliyetlerini hesaplarken yalnızca doğrudan maliyetlere odaklanır.

Oysa finansman giderleri, kur farkları, lojistik, fire, iadeler, personel giderleri ve genel yönetim giderleri de işletmenin gerçek kârlılığını etkiler.

Özellikle uzun vadeli satış yapan şirketlerde, tahsilat tarihine kadar ortaya çıkacak finansman ihtiyacının dikkate alınmaması, görünürde kârlı bir satışın ekonomik açıdan zarar doğurmasına neden olabilir.

Bu durumda işletme satışlarını artırdıkça finansman ihtiyacını, hatta zararını da büyütebilir.

Kontrolsüz büyüme ve aşırı borçlanma

Büyümek her zaman güçlenmek anlamına gelmez.

Yeni şube açılışları, kapasite yatırımları, personel artışları ve yüksek stok seviyeleri önemli miktarda işletme sermayesi gerektirir.

Uzun vadede gelir sağlayacak yatırımların kısa vadeli kredilerle finanse edilmesi, işletmenin borç ödeme takvimini bozabilir.

Benzer şekilde, bir kredinin vadesi geldiğinde yeni kredi kullanılarak kapatılması, borcun ortadan kalktığı anlamına gelmez. Borç yalnızca başka bir tarihe ve çoğu zaman ilave maliyetle taşınmış olur.

Tahsilat sorunları ve müşteri yoğunlaşması

Bir işletmenin cirosunun önemli bölümü birkaç müşteriden oluşuyorsa, bu müşterilerin ödeme davranışları şirketin finansal durumunu doğrudan etkiler.

Özellikle yüksek tutarlı alacakların vadesinde tahsil edilememesi, yalnızca nakit akışını bozmaz; alacağın tahsil kabiliyetine göre şirket varlıklarının değerini de etkileyebilir.

Şirket kaynaklarının ortaklar tarafından plansız kullanılması

Şirketin banka hesapları ile ortakların kişisel harcamalarının birbirine karıştırılması, finansal disiplinin kaybedilmesine neden olabilir.

Ortaklara verilen borçlar, belgesiz kaynak çıkışları veya ticari faaliyetle ilgisi bulunmayan harcamalar, şirketin ihtiyaç duyduğu işletme sermayesini azaltabilir.

Burada özellikle dikkat edilmesi gereken husus, şirketin kâğıt üzerinde ortaklarından alacaklı görünmesinin, bu alacağın istenildiği anda tahsil edilebileceği anlamına gelmemesidir.

2. Ödeme güçlüğü, sermaye kaybı ve borca batıklık arasındaki fark

Uygulamada bu üç kavram sıklıkla birbirinin yerine kullanılmaktadır. Ancak finansal ve hukuki sonuçları birbirinden farklıdır.

Ödeme güçlüğü, işletmenin vadesi gelen yükümlülüklerini karşılayacak nakit veya nakde dönüştürülebilir kaynaklara zamanında ulaşamamasıdır.

Sermaye kaybı, şirketin uğradığı zararlar nedeniyle sermaye ve kanuni yedek akçelerinin belirli oranlarda karşılıksız kalmasıdır.

Borca batıklık ise şirketin aktiflerinin borçlarını karşılamaya yetmemesidir.

Örneğin 50 milyon TL değerinde varlığa ve 30 milyon TL borca sahip bir şirketin, borçlarının vadesinde ödenmesini sağlayacak yeterli nakdi bulunmayabilir. Bu şirket ödeme güçlüğü yaşayabilir ancak yalnızca bu nedenle borca batık olduğu söylenemez.

Buna karşılık 20 milyon TL değerinde varlığı ve 30 milyon TL borcu bulunan bir şirket, banka hesabında geçici olarak nakit bulundursa dahi borca batık durumda olabilir.

Dolayısıyla ödeme güçlüğü nakit ve vade yönetimiyle, borca batıklık ise varlıkların yükümlülükleri karşılama kapasitesiyle ilgilidir.

İflas ise bunlardan farklı olarak, kanunda düzenlenen koşullarda mahkeme kararıyla ortaya çıkan hukuki bir süreçtir.

3. Türk Ticaret Kanunu'na göre sermaye kaybı nasıl hesaplanır?

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 376'ncı maddesi, sermaye kaybı ve borca batıklık konusunda şirket yönetimlerine önemli yükümlülükler getirmektedir.

Bu düzenlemeler anonim şirketlerle birlikte, TTK'nın 633'üncü maddesi uyarınca limited şirketler bakımından da uygulanmaktadır.

Sermaye ve kanuni yedek akçelerin yarısının kaybedilmesi — TTK 376/1

Son yıllık bilançoya göre sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az yarısının zarar nedeniyle karşılıksız kalması durumunda yönetim organı, genel kurulu hemen toplantıya çağırmalı ve uygun gördüğü iyileştirici önlemleri sunmalıdır.

Sermaye ve kanuni yedek akçelerin üçte ikisinin kaybedilmesi — TTK 376/2

Kaybın üçte ikiye ulaşması halinde daha kapsamlı tedbirlerin alınması gerekir.

İlgili uygulama Tebliği'nin 7'nci maddesi kapsamında genel kurul; sermayenin azaltılması, sermayenin tamamlanması veya artırılması seçeneklerini değerlendirebilir.

Gerekli kararların alınmaması, şirketin kendiliğinden sona ermesi sonucunu doğurabilir.

Örnek sermaye kaybı hesaplaması

Aşağıdaki varsayımsal şirket bilançosunu değerlendirelim:

Bilanço kalemi Tutar
Ödenmiş sermaye 10.000.000 TL
Kanuni yedek akçeler 2.000.000 TL
Geçmiş yıl zararları -7.000.000 TL
Dönem net zararı -2.000.000 TL
Öz kaynak toplamı 3.000.000 TL

Örnekte başka bir öz kaynak kalemi bulunmadığı varsayılmıştır.

Sermaye ve kanuni yedek akçeler toplamı 12 milyon TL, toplam zarar ise 9 milyon TL'dir.

Sermaye kaybı oranı:

9.000.000 / 12.000.000 × 100 = %75

Buna göre şirket, sermaye ve kanuni yedek akçeler toplamının %75'ini kaybetmiştir.

Bu oran TTK 376/2 kapsamında değerlendirme yapılmasını gerektirir.

Ancak burada son derece önemli bir ayrım bulunmaktadır:

Şirketin sermayesinin %75'ini kaybetmiş olması, mutlaka borca batık olduğu anlamına gelmez.

Örneğimizde öz kaynaklar hâlâ 3 milyon TL pozitiftir. Bu nedenle yalnızca sermaye kaybı hesabından hareketle şirketin borca batık olduğu sonucuna ulaşılamaz.

4. Borca batıklık nasıl tespit edilir?

TTK 376/3 uyarınca şirketin borca batık olduğuna ilişkin şüphe uyandıran işaretlerin bulunması halinde, yönetim organının özel bir değerlendirme yapması gerekir.

Kanun, aktiflerin iki farklı yaklaşımla ele alınmasını öngörmektedir:

  1. İşletmenin devamlılığı esasına göre ara bilanço.

  2. Aktiflerin muhtemel satış fiyatları üzerinden ara bilanço.

Bu bilançoların amacı, şirketin varlıklarının alacaklılara karşı yükümlülükleri karşılayıp karşılamadığını ortaya koymaktır.

İşletmenin devamlılığı esasına göre bilanço

Bu değerlendirmede şirketin faaliyetlerini sürdüreceği varsayımı dikkate alınır.

Varlıkların üretim, satış ve hizmet faaliyetleri içerisinde sağlayabileceği ekonomik fayda, tahsil kabiliyeti ve ilgili finansal raporlama hükümleri çerçevesinde değerlendirme yapılır.

Muhtemel satış fiyatları üzerinden bilanço

Bu yöntemde şirket aktiflerinin elden çıkarılması durumunda oluşabilecek değerler incelenir.

Örneğin muhasebe kayıtlarında 10 milyon TL görünen bir makinenin muhtemel satış değeri 6 milyon TL olabilir.

Aynı şekilde bilançoda 5 milyon TL görünen bir ticari alacağın önemli bölümünün tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması halinde, alacağın kayıtlı tutarı şirketin ekonomik varlık gücünü olduğundan yüksek gösterebilir.

Bu nedenle borca batıklık incelemesinde yalnızca mizan bakiyelerinin toplanması yeterli değildir.

Örnek borca batıklık bilançosu

Varlıklar Kayıtlı değer Muhtemel satış değeri
Nakit ve banka 1.000.000 1.000.000
Ticari alacaklar 8.000.000 5.000.000
Stoklar 7.000.000 4.500.000
Maddi duran varlıklar 14.000.000 11.000.000
Toplam aktifler 30.000.000 21.500.000

Şirketin ilgili değerlendirmede dikkate alınacak toplam borçlarının 25 milyon TL olduğunu varsayalım.

Kayıtlı değerlere göre:

30.000.000 − 25.000.000 = +5.000.000 TL

Muhtemel satış değerlerine göre:

21.500.000 − 25.000.000 = −3.500.000 TL

Bu örnekte şirketin muhasebe kayıtlarına göre öz kaynakları pozitif olmasına rağmen, muhtemel satış fiyatları üzerinden yapılan ara bilançoda 3,5 milyon TL açık bulunmaktadır.

Dolayısıyla yalnızca kayıtlı öz kaynak toplamına bakılarak şirketin mali durumunun yeterli olduğu söylenemez.

Ancak örnekteki satış değeri açığı, iki ara bilançonun birlikte değerlendirilmesi gereğini ortadan kaldırmaz. İşletmenin devamlılığı esasına göre hazırlanacak ara bilanço ile tüm yükümlülükler ve uygulanabilir mevzuat hükümleri ayrıca incelenmelidir.

Buradaki temel mesele, varlıkların muhasebe kayıtlarında kaç lira göründüğü kadar, şirketin borçlarını karşılayabilecek ekonomik değere sahip olup olmadığıdır.

5. 2026 yılında borca batıklık hesaplamalarında dikkate alınması gereken özel düzenleme

TTK 376 uygulamasına ilişkin Tebliğ'in geçici 1'inci maddesinde, belirli gider ve zararların sermaye kaybı veya borca batıklık hesaplamalarında dikkate alınmayabilmesine yönelik özel bir düzenleme bulunmaktadır.

10 Ekim 2026 tarihli ve 33396 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan değişiklikle bu uygulamanın süresi 1 Ocak 2028 tarihine kadar uzatılmıştır.

Buna göre, 31 Aralık 2027 tarihine kadar yapılacak ilgili hesaplamalarda;

  • Henüz ifa edilmemiş yabancı para cinsinden yükümlülüklerden doğan kur farkı zararlarının tamamı,

  • 2020 ve 2021 yıllarında tahakkuk eden kiralamalardan kaynaklanan giderler, amortismanlar ve personel giderleri toplamının yarısı,

dikkate alınmayabilir.

Ancak bu düzenleme, söz konusu tutarların muhasebe kayıtlarından silinmesi veya finansal tablolardan çıkarılması anlamına gelmez.

İlgili hesaplamalar mükerrerliğe yol açmayacak şekilde yapılmalı ve Tebliğ'in öngördüğü biçimde finansal tablo dipnotlarında bilgi olarak gösterilmelidir.

Ayrıca söz konusu geçici düzenleme, şirketin gerçek borçlarının veya ödeme yükümlülüklerinin ortadan kalktığı anlamına da gelmez.

Bir şirketin TTK 376 kapsamında yapılan özel hesaplamalarda belirli giderleri dikkate almaması, o şirketin nakit akışının veya ekonomik durumunun kendiliğinden düzeldiğini göstermez.

Bu nedenle hukuki hesaplama ile finansal yönetim değerlendirmesinin birbirine karıştırılmaması gerekir.

6. Borca batıklık halinde şirket yönetiminin sorumluluğu

Borca batıklık yalnızca muhasebe veya finans departmanını ilgilendiren bir konu değildir.

TTK 376/3 uyarınca borca batıklık şüphesinin oluşması halinde gerekli ara bilançoların hazırlanmasını sağlamak yönetim organının sorumluluğundadır.

Kanunda öngörülen şartlarda aktiflerin şirket alacaklılarının alacaklarını karşılamaya yetmediği anlaşılırsa, yönetim kurulunun şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine bildirimde bulunması ve şirketin iflasını istemesi gerekir.

Kanunda ayrıca şirket açığını karşılayacak tutardaki alacakların diğer bütün alacaklılardan sonraki sıraya alınmasına ilişkin, yazılı kabul ve mahkemece atanan bilirkişilerin doğrulamasına bağlı özel bir düzenleme bulunmaktadır.

Bu nedenle ortakların veya alacaklıların yalnızca sözlü olarak destek vereceklerini ifade etmeleri, kanunda öngörülen yükümlülüklerin kendiliğinden ortadan kalkması anlamına gelmez.

İcra ve İflas Kanunu'nun 179'uncu maddesi de sermaye şirketleri ve kooperatiflerin borca batıklık nedeniyle iflasına ilişkin hükümler içermektedir.

Yönetim organlarının mali durumun bozulduğunu öğrendikleri halde gerekli değerlendirmeleri yapmamaları, koşullarına göre hukuki ve cezai sorumluluk tartışmalarını gündeme getirebilir.

7. Mali durumu bozulan bir şirket hangi önlemleri alabilir?

Her finansal sorun iflasla sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak iyileştirme ihtimali, büyük ölçüde sorunların ne kadar erken tespit edildiğine ve alınan önlemlerin gerçekçi olup olmadığına bağlıdır.

Öncelikle işletmenin mevcut finansal durumunun ortaya konulması gerekir.

Nakit akışının yeniden planlanması

Haftalık veya 13 haftalık nakit akışı tahmini hazırlanarak beklenen tahsilatlar, personel ödemeleri, vergi ve SGK yükümlülükleri, banka taksitleri ve tedarikçi ödemeleri bir arada değerlendirilmelidir.

Bu çalışma, yalnızca mevcut nakit açığını değil, önümüzdeki dönemde ortaya çıkabilecek finansman ihtiyacını da gösterir.

Faaliyet kârlılığının yeniden değerlendirilmesi

İşletmenin hangi ürünlerden, müşterilerden veya faaliyetlerinden kâr ya da zarar elde ettiği incelenmelidir.

Sürekli zarar üreten faaliyetlerin sürdürülmesi, finansal iyileşmeyi geciktirebilir.

Sermaye yapısının güçlendirilmesi

Şirketin mali durumuna göre sermayenin tamamlanması, sermaye artırımı, uygun koşullarda sermaye azaltımı ve artırımı ya da ortak alacaklarının sermayeye dönüştürülmesi gibi yöntemler değerlendirilebilir.

Bu işlemler gerçekleştirilirken Türk Ticaret Kanunu, ilgili Tebliğ hükümleri ve işlemlerin vergisel sonuçları birlikte dikkate alınmalıdır.

Borçların yeniden yapılandırılması

Banka kredilerinin ve ticari borçların vadelerinin işletmenin tahsilat döngüsüne uygun hale getirilmesi, faaliyetlerin sürdürülebilmesi açısından önemli olabilir.

Ancak borçların yeniden yapılandırılması, tek başına şirketin öz kaynaklarını güçlendirmez veya borca batıklığını ortadan kaldırmaz.

Konkordato seçeneğinin değerlendirilmesi

Finansal iyileşmenin mevcut ödeme koşullarıyla mümkün olmadığı durumlarda konkordato gündeme gelebilir.

TTK 377 ve İcra ve İflas Kanunu'nun 285 ve devamı maddelerinde bu konuya ilişkin düzenlemeler bulunmaktadır.

Ancak konkordato, yalnızca borç ödemelerini geciktirmek amacıyla başvurulacak basit bir yöntem değildir. Başvuru koşulları, finansal belgeler ve uygulanabilir bir ödeme planı bakımından ciddi hazırlık gerektirir.

8. İşletme sahipleri hangi göstergeleri takip etmeli?

Bir şirketin finansal sorunlarını tespit etmek için mutlaka yıl sonu bilançosunu beklemek gerekmez.

Düzenli olarak hazırlanacak aylık finansal raporlar, bazı sorunların erken aşamada görülmesini sağlayabilir.

Özellikle aşağıdaki göstergeler birlikte değerlendirilmelidir:

  • Cari oran ve likidite oranları,

  • İşletme sermayesinin gelişimi,

  • Ticari alacakların ortalama tahsil süresi,

  • Stok devir hızı,

  • Kısa ve uzun vadeli finansal borçların dağılımı,

  • Faaliyet kârının finansman giderlerini karşılama kapasitesi,

  • Faaliyetlerden sağlanan nakit akışı,

  • Borçların öz kaynaklara oranı,

  • Biriken geçmiş yıl zararları ve öz kaynak değişimleri.

Bunların yanında kredi taksitlerinin yeni kredilerle ödenmesi, kamu borçlarının sürekli ertelenmesi, tedarikçi vadelerinin uzatılması ve çek ödemelerinde tekrarlanan sorunlar da dikkate alınmalıdır.

Bu göstergelerin her biri tek başına şirketin borca batık olduğunu göstermez. Ancak birlikte ve sürekli şekilde ortaya çıkmaları, finansal yapının ayrıntılı olarak incelenmesini gerektirir.

9. İflasın önlenmesinde muhasebenin ve finansal yönetimin rolü

Muhasebe kayıtlarının yalnızca vergi beyannamelerinin hazırlanması amacıyla tutulması, işletmenin finansal durumunun değerlendirilmesi açısından yeterli değildir.

Muhasebe verilerinin yönetim kararlarına katkı sağlayabilmesi için güncel, doğru ve analiz edilebilir olması gerekir.

Özellikle şirket ortaklarının işletmenin mali durumunu yalnızca banka bakiyesinden veya aylık satış tutarından takip etmeleri önemli bir eksikliktir.

Düzenli bilanço, gelir tablosu, nakit akış tahmini, alacak yaşlandırma raporu ve borç ödeme planı, yönetimin karar alma sürecinin temel araçları arasında bulunmalıdır.

Mali müşavirin görevi de yalnızca gerçekleşen işlemlerin muhasebeleştirilmesinden ibaret görülmemelidir. Finansal verilerin anlamlandırılması, risklerin ortaya konulması ve yönetime doğru bilgilerin sunulması, etkin bir mali yönetimin önemli parçalarıdır.

Bununla birlikte işletmenin finansman, yatırım ve faaliyet kararlarını almak şirket yönetiminin sorumluluğundadır. Muhasebe verilerinden yararlanılması, bu sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

Sonuç: İşletmeler bir günde batmaz

Bir işletmenin finansal açıdan başarısız olması çoğu zaman tek bir olayın sonucu değildir.

Tahsilat sürelerinin uzaması, finansman maliyetlerinin artması, maliyetlerin doğru hesaplanmaması, yanlış yatırım kararları ve öz kaynakların giderek azalması birbirini besleyen bir sürecin parçalarıdır.

Bu nedenle şirketlerin finansal sağlığını değerlendirirken yalnızca ne kadar satış yaptıklarına veya ne kadar kâr açıkladıklarına bakmak yeterli değildir.

İşletmenin kazandığı parayı tahsil edip edemediği, borçlarını hangi kaynaklarla ödediği, varlıklarının gerçek ekonomik değeri ve öz kaynaklarının durumu birlikte incelenmelidir.

Öte yandan sermaye kaybı ile borca batıklık birbirine karıştırılmamalıdır. TTK 376 kapsamında belirlenen sermaye kaybı eşikleri, özel amaçlı borca batıklık bilançoları ve yönetim organının yükümlülükleri ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Bir işletme zarar ettiği için mutlaka iflas etmez. Ancak zararını doğru ölçmeyen, nakit akışını yönetemeyen ve mali durumundaki bozulmayı zamanında görmeyen bir işletmenin seçenekleri giderek azalır.

Finansal tablolar yalnızca geçmişte ne olduğunu gösteren belgeler olarak değil, gelecekte karşılaşılabilecek riskleri önceden değerlendirmeye yarayan yönetim araçları olarak kullanılmalıdır.

İşletmenin mali durumunu düzeltmek için atılacak ilk adım ise mevcut durumu bütün gerçekliğiyle ortaya koymaktır.


Mevzuat ve kaynaklar

  1. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, madde 376 — Sermayenin kaybı ve borca batıklık; madde 377 — Konkordato; madde 633 — Limited şirketlere uygulanacak hükümler.

  2. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, madde 179 — Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin iflası; madde 285 ve devamı — Konkordato.

  3. 6102 sayılı TTK'nın 376'ncı Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ, 15.09.2018 tarihli, 30536 sayılı Resmî Gazete; özellikle maddeler 5–13 ve geçici madde 1.

  4. Tebliğ değişikliği, 10.10.2026 tarihli, 33396 sayılı Resmî Gazete — Geçici madde 1 uygulama süresinin 01.01.2028 tarihine uzatılması.

Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut bir şirketin sermaye kaybı, borca batıklık durumu ve yasal yükümlülükleri; güncel finansal tabloları, varlık değerlemeleri ve yürürlükteki mevzuat dikkate alınarak ayrıca değerlendirilmelidir.

Bu konuda desteğe mi ihtiyacınız var?

Durumunuzu mali müşavirimizle birlikte değerlendirip atmanız gereken adımı netleştirebilirsiniz.

Görüşme Talep Et
Kaydır